Sağlık | 15.03.2022 11:06:45

Glokom önlenebilir bir hastalık mı?

Glokom önlenebilir bir hastalık mı?
Glokom nasıl teşhis ve tedavi edilir? Doç. Dr. Osman Oram cevapladı.

Amerikan Hastanesi

Göz Hastalıkları 

Doç. Dr. Osman Oram

Glokom nedir?

Göz tansiyonu adıyla da bilinen glokom, göz sinirinin hasarıyla giden ilerleyici bir göz hastalığıdır. Genel olarak göz içindeki sıvı basıncının görmeyi sağlayan göz sinirine zarar verebilecek düzeyde yüksek olması nedeniyle ortaya çıkar. Tedavi edilmezse, göz sinirinde oluşan hasar total görme kaybına yol açabilir.

Görülme sıklığı nedir?

Glokom, tüm dünyada en sık kalıcı görme kaybı nedenidir ve 40 yaşın üzerinde yaklaşık olarak her 40 kişiden birinde görülür. Hastalık ortalama olarak ortaya çıktığı yaklaşık 4 kişiden birinde tek gözde ve 10 kişiden birinde de her iki gözde kalıcı körlüğe sebep olabilir. Dünyada 2010 yılında yaklaşık olarak 64 milyon kişide olduğu düşünülen glokom hastalığının, 2040 yılında 111 milyon kişide görülmesi beklenmektedir. 2010 yılında yaklaşık olarak 8.4 milyon olan glokoma bağlı her iki gözde tamamen görme kaybının, 2020 yılında yaklaşık 11.1 milyon kişiye ulaşacağı öngörülmektedir. Glokomun tüm dünyadaki yaygınlığı ve insan sağlığı üzerindeki önemli etkisi nedeniyle ve hastalık konusunda daha bilinçli olunmasını sağlamak amacıyla, her yıl 12 Mart Dünya Glokom Günü ve Mart ayının bir haftası da “Dünya Glokom Haftası” olarak kabul edilmiştir. Bu hafta boyunca tüm dünyada glokom belirti, tanı ve tedavileri hakkında bilgilendirme faaliyetleri düzenlenmektedir.

Glokom nasıl oluşur?

Normalde göz içi oluşumların beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı yapılır. Bu göz içi sıvısı, aynı zamanda sürekli olarak bazı kanallarla da göz dışına akıtılır. Glokom, en sık olarak göz içi sıvısını dışarı boşaltan bu kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle ortaya çıkar. Göz içi sıvısının yeterli boşalamamasına bağlı olarak göz içinde basınç yükselir ve yükselen göz içi basıncı da görmeyi sağlayan göz sinirine zarar verir. Göz sinirini oluşturan sinir lifleri yükselen göz içi basıncı nedeniyle hasar görerek yavaş yavaş öldükçe, çevreden merkeze doğru görme kaybı ortaya çıkar. Göz sinirinin damarsal dolaşım bozukluğu ve düşük kafa içi basıncı gibi yapısal nedenlerle göz içi basıncına aşırı hassasiyeti olan gözlerde, aynı olayın basınçta belirgin artış olmadan da gerçekleşmesi mümkündür. Sinir liflerinin zamanla tümünün hasar gördüğü ve öldüğü durumda, kalıcı total görme kaybı oluşur. Glokomun belirtileri nelerdir?

Glokomun en önemli özelliği, sinsi seyirli olması ve hemen hiçbir belirti vermeden, yavaş yavaş çevreden merkeze doğru görme kaybı yaratabilmesidir. Bazı hastalarda baş ağrısı, çevrede bazı bölgeleri görememe ve göz önünde renkli ışık hareleri görme gibi bazı belirtilerin erken dönemde fark edilebilmesine karşılık, çoğu hastada belirgin görme kaybı yaratıncaya kadar hastalığın varlığı anlaşılamaz. Bugün dünyadaki en ileri ülkelerde bile glokom hastalarının yarısından çoğu hastalığından habersiz olarak yaşamakta, geri kalmış ülkelerde bu oranın yüzde 90’a kadar çıkabileceği düşünülmektedir.

Hangi yaş grubunda görülür?

Glokom herkeste ve her yaşta görülebilir. Çocukluk çağında, hatta doğumda bile ortaya çıkması mümkündür, ancak yaş ilerledikçe görülme sıklığı belirgin olarak artar. 40 yaşın üzerinde olanlar, ailesinde glokom bulunan kişiler, hipertansiyonu, hipotansiyonu, şeker hastalığı, miyopisi, damar hastalığı, uyku apnesi bulunanlar ve uzun süreli kortizon kullananlar glokomun daha sık görüldüğü riskli grupta yer alırlar. Özellikle glokom hastalığının ailesel geçişinin önemli olduğu ve ailesinde göz tansiyonu bulunan kişilerin -bu hastalığın görülmesi açısından- normale göre 8 kata kadar daha fazla risk altında olduğu göz önünde tutulmalıdır.

Hangi sıklıkta kontrolden geçilmelidir?

Bugün için önerilen, herkesin 40 yaşına kadar en az 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise en az 2 yılda bir glokom yönünden kontrolden geçmesidir. Ailesinde göz tansiyonu bulunan ve bu nedenle hastalığın daha sık görüldüğü grupta olan kişilerle hipertansiyonu, hipotansiyonu, yüksek miyopisi, şeker hastalığı ve damar hastalığı bulunan kişilerin yılda bir kez düzenli olarak kontrolden geçmesi önerilir.

Glokomda erken tanı önemli midir?

Hastalık herhangi bir önemli belirti vermediği ve oluşan görme kaybı da geri döndürülemediği için, glokomda erken tanı çok önemlidir. Hastalık ne kadar erken tespit edilirse, görme kaybı da o derece az olacaktır.

Hastalık nasıl teşhis edilir?

Glokom tanısında konunun uzmanı göz doktoru tarafından yapılan detaylı bir göz muayenesi çok önemlidir. Bu muayenede, görme keskinliğinin belirlenmesinin ve rutin göz kontrollerinin yanı sıra, göz içi basıncının yani göz tansiyonunun ölçümü, göz içi sıvısının dışa boşaldığı kanalların yer aldığı bölgenin kontrolü, göz tansiyon ölçüm sonucunu etkileyen gözün saydam tabakasının kalınlığının ölçülmesi ve göz sinirinin durumunun dikkatle değerlendirilmesi büyük önem taşır. Gerektiği takdirde kullanılan bilgisayarlı görme alanı, Optik Koherens Tomografi ve diğer göz siniri analiz yöntemleri de tanıda önemli rol oynar. Göz muayenesinde genel olarak göz tansiyonu ölçüm sonucu 20 mmHg'ye kadar normal kabul edilir ve bunun üzerindeki değerler yüksek göz tansiyonu olarak değerlendirilir. Ölçülen göz tansiyon değerinin yüksek olması glokom için önemli bir risk faktörü olmakla birlikte, glokom tanısı için yeterli değildir. Göz tansiyonu normalden yüksek olduğu halde glokomun ortaya çıkmaması veya tam tersi olarak, göz tansiyonu normal sınırlarda olduğu halde göz siniri hassas yapıda olduğu için glokom gelişebilmesi mümkündür. Glokom tanısı konulabilmesi için, başlangıç döneminde de olsa, göz sinirinde hasar oluşumunun saptanması gerekir. Bu nedenle, muayenede göz tansiyonunun normalden yüksek olduğu veya normal olduğu halde göz sinirinin hassasiyeti nedeniyle hasar gördüğünden şüphelenilen olgularda, glokom tanısı için bilgisayarlı görme alanı, Optik Koherens Tomografi ve diğer göz siniri analiz yöntemlerine ihtiyaç duyulur. Özellikle son yıllarda önemli gelişme gösteren Optik Koherens Tomografi yöntemi, en erken dönemden itibaren göz siniri hasarının ve derecesinin belirlenmesinde, ek olarak zaman içindeki değişimin saptanmasında, dolayısıyla glokomun erken tanı ve takibinde önemli yere sahiptir.

Tedavisi nasıl yapılır?

Glokomun tanısı konulduktan sonra bugün için tedavide amaç, göz tansiyonunu düşürerek göz sinirinin hasarını durdurmak ve görme kaybının ilerlemesini engellemektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler ilaç tedavisi, lazer tedavisi ve cerrahi tedavi olarak 3’e ayrılabilir. Bugün için genelde tanı sonrası ilk seçilen yöntemin ilaç tedavisi olmasına, ilaç tedavisine yeterli derecede yanıt vermeyen hastalarda lazer tedavisinin ya da cerrahi tedavi yöntemlerinin uygulanmasına karşılık, özellikle geç dönemde tanı konulan ya da sürekli ilaç kullanımının uygun olmadığı olgularda, doğrudan lazer girişimleri ya da cerrahi yöntemler de kullanılabilir.

Glokom tedavisinde önemli yenilikler var mı?

Glokomda ilaç tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler sağlanmış, etkili yeni ilaçlar tedavinin başarısını büyük ölçüde artırmıştır. Bununla birlikte, ilaç tedavisinde süregelen en önemli zorluk ve dolayısıyla tedavi başarısını düşürebilecek etken, hastanın ilaçları sürekli olarak çok düzenli kullanması gerekliliğidir. Bu nedenle, günümüzde ilaç tedavisindeki en büyük yenilik, sürekli ilaç kullanmanın zorluğunu ortadan kaldırarak tedaviyi çok daha kolaylaştırabilmek ve başarısını artırabilmek için göz içine ya da çevresine yerleştirilerek uzun süreli ilaç salınımı sağlayan ilaç formlarının geliştirilmiş olmasıdır. Günlük düzenli ilaç kullanım ihtiyacını sonlandıran bu ilaç formları çok yakında ülkemizde de kullanıma girecektir. Son yıllarda ilaç kullanmak istemeyen ya da ilaçlarını düzenli kullanamayan kişilerde ilk tanıda ya da erken dönemde lazer tedavisi yapılması, tedavide giderek artan oranda benimsenmekte olan bir başka yeniliktir. Çok kısa sürede ve hemen hemen hiç komplikasyon riski olmadan yapılabilecek özel bir lazer işlemiyle hastaların uzun süre ilaç kullanmaya gerek olmaksızın takip edilebilmesi, zaman içinde de gerektiğinde lazer işleminin tekrarlanabilmesi mümkün olmaktadır. İlaç ya da lazer tedavisinin yeterli olmadığı ileri dönem glokom olgularında uygulanabilecek cerrahi yöntemlerde de son yıllarda önemli ilerlemeler ve çeşitlilik sağlanmıştır. Yeni geliştirilen mikroinvaziv cerrahi yöntemler, hem geleneksel glokom cerrahisi yöntemlerine göre çok daha kısa sürmekte hem daha az travmatik olmaları nedeniyle daha az komplikasyon riski içermekte ve görmenin daha kısa sürede normale dönebilmesini sağlayabilmekte hem de geleneksel cerrahi yöntemlere benzer derecede göz tansiyonunu düşürebilme başarısı gösterebilmektedir. Tek başına ya da katarakt cerrahisi sırasında çok kısa sürede gerçekleştirilebilen bu yeni mikroinvaziv cerrahi işlemler günümüzde artan sıklıkta kullanılmakta, başarılı tedavide yeni ufuklar açmaktadır.


Paylaş: